MEİ103U-MEDYA VE İLETİŞİM – Ünite 4: İletişim Kuramları (Özet)

MEİ103U-MEDYA VE İLETİŞİM

Ünite 4: İletişim Kuramları


Giriş

20. yüzyılın bilimsel çalışmaları medyanın bireylerin tutum, davranış ve düşüncelerini nasıl etkilediği konusuna yoğunlaşmıştır. İnsanları etkileme ve yönlendirme potansiyeli olan medya, şiddete yol açma, toplumun ahlaki değerlerini bozma, yeni nesli tüketime alıştırma gibi olumsuzluklardan sorumlu tutulmaktadır. Öte yandan, küreselleşmeyle birlikte medya her yaştan ve her sosyo-ekonomik gruptan insanın yaşamında yer almaktadır. Kısaca medya yaşamın her alanına nüfuz etmiştir.

Medya ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlardaki önemli meseleleri ele alan önemli bir aktördür. Bu nedenle medya üzerine bilimsel araştırmalar yapılması toplum adına faydalı olacaktır. Merak uyandıran sorulardan bir tanesi medyada farklı türden programlar olmasına rağmen (haberler, diziler, reklamlar) medyanın nasıl homojen bir ideoloji üretebildiğidir. Bir diğer merak uyandıran soru ise medyanın farklı sosyo-kültürel özelliklere sahip insanlara nasıl aynı etkiyi yaptığıdır.


Öncü İletişim Çalışmaları

İletişim araştırmaları ilk kez Amerika’da sosyoloji ve psikoloji bölümlerinde gerçekleştirilmiş ve II. Dünya Savaşı sonrası iletişim ile ilgili araştırma merkezleri kurulmuştur. Özellikle iletişim konusu sanayi devrimi sonrasında kırdan kente gerçekleşen göç ile önemli hale gelmiştir. Dewey 1925 yılında yayınladığı çalışmasında iletişimden “emsalsiz olarak araçsal ve emsalsiz olarak sonuldur” şeklinde bahsetmiştir ve demokrasi ile kitle iletişim araçları arasında direk bir bağ olduğuna dikkat çekmiştir.

Kitle iletişim araçları ve medya kuruluşları eleştiri yaparak, çoğulcu demokrasinin korunmasını sağlamak ile sorumlu tutulmuştur. Medyaya 4.güç metaforu atfedilmiş ve medya, yasama, yargı ve yürütmeyi denetleyen bir güç olarak görülmüştür. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir artış gösteren iletişim araştırmaları güçlü etkiler dönemi (1890-1930), sınırlı etkiler dönemi (1930-1960) ve yeniden etkiler dönemi (1960’dan günümüze) olmak üzere üçe ayrılmaktadır.

1.Güçlü Etkiler Dönemi (1890-1930)

Bu dönemde, medyanın insanlar üzerinde istediği etkiyi yaptığını, medya mesajlarının tam hedefine ulaştığı, medyanın insanların tutum ve düşüncelerini istendik biçimde değiştirebileceği hipodermik şırınga ve sihirli mermi gibi kurumlarla açıklanmıştır. Uyaran-tepki modelinin ele alındığı bu dönemde, medya mesajları birer uyarıcı, izleyicilerin karşılıkları ise tepki olarak değerlendirilmiştir.

Radyo ve sinema ile geniş kitlelere hitap edebilme ve seri üretimin yapılması; kırsal bölgelerden kentlere gerçekleşen göç ve bu göçle insanların geleneklerinden kopması ve manipüle edilebilir olması ve II. Dünya Savaşı öncesinde Nazi’lerin radyoyu etkili kullanması medyanın insanlar üzerinde istediği etkiyi yaptığını açıklayan temel unsurlar olmuştur.

2.Sınırlı Etkiler Dönemi (1930-1960)

Sınırlı etkiler döneminde, medyanın insanlar üzerinde istediği etkiyi yaptığı görüşünden uzaklaşılmıştır. Bu görüşten uzaklaşmaya sebep olan gelişmeler ise Amerikalı askerle yapılan eğitim amaçlı çalışmalar ve 1940 A.B.D başkanlık seçimidir. Hovland, propagandanın etkilerini ölçmek için Amerikalı askerlere propaganda içerikli filmler izlettirmiştir. Ancak, propaganda içerikli filmleri izleyen askerlerin savaşma motivasyonunda herhangi bir değişiklik gözlenmemiştir. Lazarsfeld’in A.B.D başkanlık seçimlerinde yaptığı araştırmada ise siyasi partilerin propaganda içerikli iletişim kampanyalarının insanlar üzerinde farklı etki yaptığı ortaya çıkar. İnsanların tek tip olmaması ve farklı sosyo-ekonomik grupları temsil etmesi bunun sebebi olarak görülmüştür.

Bunun üzerine Lazarsfeld insanların medya içeriklerini kendi seçimlerine göre takip ettiğine ve medyanın insanların tutum ve davranışlarını bütünüyle değiştirmeyeceğine dikkat çekmiştir. İki Aşamalı Akış kuramını geliştiren Lazarsfeld, grup dinamiğinin ve eşik bekçilerinin insanları etkilemede daha etkin olduğunu öne sürmüştür. Örneğin, köy muhtarları, öğretmenler, aile büyükleri, aydınlar medyadan edindikleri bilgileri bir süzgeçten geçirerek ve kendi bakış açılarını da ekleyerek çevrelerini bilgilendirirler. Bu nedenle yüz yüze iletişimin etkisini koruduğu ve medyanın sınırlı etkilere sahip olduğu bu dönemde ortaya çıkmıştır.

3.Yeniden Etkiler Dönemi (1960’dan günümüze)

1960’lı yıllarda televizyon yaygınlaşmış ve geniş kitleler tarafından kullanılır hale gelmiştir. Tiyatro ve sinemaya nazaran ucuz oluşu ve her ekonomik gruptan insana hitap edişi televizyonu insanlar açısından cazip hale getirmiş, siyasi iktidarlar ise televizyonu propaganda amaçlı kullanmaya başlamıştır. Bu nedenle televizyon ve insanlar üzerindeki etkileri araştırılmaya başlanmış ve hala geçerliliğini koruyan kullanımlar ve doyumlar kuramı, gündem belirleme, suskunluk sarmalı, yetiştirme/ekme kuramı ortaya atılmıştır.


Kullanımlar ve Doyumlar Kuramı

Elihu Katz tarafından geliştirilen bu kuram “medya insanlara ne yapıyor?” sorusu yerine “insanlar meyda ile ne yapıyor?” sorusunun sorulması gerektiğini öne sürmüştür. Katz insanların medyayı toplumsal ve psikolojik ihtiyaçlarını gidermek için kullandığını belirtmiştir. Örneğin, insanların haber bültenlerini bilgilenme ihtiyacını tatmin etmek için, eğlence programlarını ise günlük hayatın stresinden kaçmak için izlediğine değinmiştir. Ayrıca, insanların bilinçli olarak medya programlarını tüketen pasif alıcılar olmadığı öne sürülmüştür. Bu nedenle, bu kuram, medyanın insanları istediği gibi manipüle edemeyeceği görüşündedir.

Bunun yanı sıra, insanların yaşı, cinsiyeti, sosyo-ekonomik durumu medya tüketiminde etkili olan unsurlardandır. Örneğin, kadınlar pembe dizilere yönelirken, erkekler spor programlarını tercih etmektedir. Ancak, bu kuram medya içeriklerinin her zaman insanların ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyeceğini öne sürer. Medya patronlarının çıkarları halkın ihtiyaçlarını karşılamanın önüne geçebilmektedir. Bu kuruma göre, medya sektöründe yer alan kuruluşun sayısının fazla olmasıyla izleyicilerin fazla seçeneğe ulaşması arasında bir bağlantı yoktur; çünkü hazırlanan programlar birbirlerine çok benzemektedir, aynı tip mesajlar iletmektedir ve reyting mücadelesi egemen olmaktadır.


Gündem Belirleme

Her gün sayısız olay dünyada medyana gelmesine rağmen, medyanın gündemine girebilen olay sayısı sınırlıdır. Eşik bekçileri diye adlandırılan editör, yayın yönetmenleri gibi medya profesyonelleri hangi olayların haber olarak verileceğini belirleyen karar mekanizmalarıdır. İnsanlar medyanın belirlediği gündeme göre dünyada olup biten olayların önem sırasını öğrenmektedir. Ancak, medyanın yer vermediği olaylar halkın gündemine de girememektedir. Bu nedenle, gündem belirleme kuramı medyanın haberleri hazırlayış tarzı ve sunuş biçimiyle kamu gündemini belirlediğini öne sürmektedir. Medyanın gündemine aldığı olayların önem sırası da kamuoyunun önceliklerini belirlemektedir.


Suskunluk Sarmalı

İnsanlar yaşadıkları toplumlarda belirli hedefler ve değerler etrafında toplanmaktadır. Yazılı olmayan yasalar için kullanılan kamuoyu kavramı toplumun çoğunluğu arasındaki uzlaşıdır.  İnsanlar gözlemlemeleriyle toplumda hangi fikirlerin kabul gördüğünü hangi davranış biçimlerinin ise kabul görmediği konusunda bir fikir elde ederler. Suskunluk Sarmalı Kuramı insanların gözlemleri sonucu herhangi bir konuda azınlıkta kaldığını düşündüklerinde suskun kaldıklarını ve düşüncelerini açıklamadıklarını öne sürer.

Toplumdan dışlanma korkusu sebebiyle bireyler çevrelerindeki kişilerin görüşlerini öğrenmeye çalışırlar ve bu görüşlerin neticesine göre kendi tutum ve düşüncelerini açıklayıp açıklamamaya karar verirler. Bireyler, medyanın belirlediği gündemle hangi fikirlerin kabul görüp görmediği konusunda bir fikir sahibi olurlar. Fikirlerinin medya tarafından desteklendiğini gören kesimler fikirlerini açıklamada daha istekli olurken, fikirlerinin medya tarafından desteklenmediğini gören kesimler sessiz kalmayı tercih etmektedir.


Yetiştirme / Ekme Kuramı

Bu kurama göre televizyonun etkileri insanların tutumlarını etkilemektedir, ancak televizyonun etkileri hemen gözlenememekte zaman içerisinde ortaya çıkmaktadır. Medya günümüzde insanların haber kaynağıdır. Medya sadece haberleri insanlara aktarmakla kalmaz aynı zamanda onlara haberleri nasıl yorumlamaları gerektiğini de aktarır. Bu nedenle medya merkezileşmiş bir öykü anlatma sistemine benzetilir. Yetiştirme/ekme kuramı medyanın insanları kaynaştıran egemen değer ve tutumları aktardığını öne sürmektedir. Ekme/Yetiştirme Kuramı ile yapılan araştırmalar daha çok televizyon ve şiddet arasındaki bağı ele almıştır ve televizyonu uzun süre izleyen kişilerin televizyon aracılığıyla iletilen mesajlardan daha fazla etkilendiğini öne sürmüştür.


Eleştirel Medya Çalışmaları

Eleştirel Medya Çalışmaları Marksist bir bakış açısına sahiptir ve iletişim ve toplumsal iktidar arasındaki ilişkiyi inceler. Eleştirel Medya Çalışmaları, medyanın ideolojik olduğunu ve güç sahibi olan kişi veya kurumların sürekliliğini sağlamak için kültürel üretim yaptığına dikkat çeker. Başlıca eleştirel medya çalışmaları, Frankfurt Okulu, ekonomi-politik yaklaşım, yapısalcılık ve göstergebilim ve kültürel çalışmalardır.


Frankfurt Okulu

1923 yılında Frankfurt’ta kurulan Frankfurt Okulu’nun başlıca düşünürleri Max Horkheimer ve Theodor Adorno’dur. 1933 yılında Hitler’in Almanya’daki hâkimiyeti sonucu okul Amerika’ya taşınmış, 1942 yılında ise tekrar Frankfurt’ta faaliyetlerine devam etmiştir. Frankfurt Okulu kapitalizmin bir kitle kültürü oluşturduğuna vurgu yapar ve kitle kültürüne yabancılaşma, fetişizm ve sahte bilinç kavramlarıyla eleştirel bakış açıları getirir.

Frankfurt Okulu düşünürlerine göre kapitalizm iş ortamında rekabet yaratmasıyla aile yapısının bozulmasına sebep olmuş ve insanların boş zamanlarını doldurmuştur. Yine Frankfurt Okulu düşünürlerine göre, insanlar kendi tercihleriyle hareket edemez hale gelmiştir aksine sosyal mekanizmalar tarafından hayatları şekillenmektedir.

Frankfurt Okulu düşünürleri insanların yalnızlaştığını ve kendilerine yabancılaştığı, köklerinden koparıldığını öne sürer. Bu nedenle savunmasız hale gelen bireyler kitle iletişim araçlarıyla kolayca kontrol edilebilir.

Kültür endüstrisi kavramını ortaya atan Frankfurt Okulu düşünürleri, kültürel üretimle insanların boş hayaller peşinde koşmaya teşvik edildiğini ve medyanın sunduğu karakterlerle insanlara umut aşılandığını öne sürmektedir. Yeşilçam filmlerinde işlenen fakir kızın ve erkeğin talihinin bir anda değişmesi ve zengin olmaları buna bir örnektir. Kültür endüstrisinin yanında tüketim kültürü de Frankfurt Okulu düşünürleri tarafından ele alınır. Adorno’ya göre tüketim kültürü içerisinde tüketiciler tüketim yapması gereken birer nesne konumundadır.


Ekonomi-Politik

Ekonomi politik yaklaşım Klasik Marksizm’in temellerine dayanır. Üretim güçleri kimin elindeyse, halk üzerinde egemenlik kurabilecek ayrıcalıklı sınıf o kişilerdir. Bu nedenle, medya patronları kendi ekonomik ve politik gündemlerini belirleyebilme ayrıcalığına sahiptir. 1990’lı yıllarda Amerikan medyası özel şirketlerin egemenliğine girmiştir ve bu şirketlerin sahipleri medyayı para kazanmanın yanı sıra ideolojileri yansıtmak ve kendi çıkar ilişkilerini korumak için kullanmışlardır. Bunun yanı sıra, medya patronları maaş karşılığında gazetecilerin entelektüel fikirlerini satın almaktadır. Gazetecilerin entelektüel fikirleri teknik üretim sürecinden geçtikten sonra kitlelere satılmaktadır. Bu süreç kültürel bir üretimin metalaştığının göstergesidir.


Yapısalcılık ve Göstergebilim

Yapısalcılık, toplumu çözümlemeye çalışan bir yaklaşımdır. Medya metinleri mitlerden ve işaretlerden meydana gelmektedir. Medya anlatılarının içerikleri çözümlenerek içinde yaşanılan toplumla ilişkisi açıklanmaya ve toplumsal denetimin etkisi ortaya çıkarılmaya çalışılır. Göstergebilim ise medyanın anlam dünyasını dil aracılığıyla çözümleyen bir yaklaşımdır. Göstergebilim reklam afişleri, mimari düzenlemeler, yazın, resim, müzik, ses, görüntü gibi gereçlerin oluşturduğu anlama odaklanır.

Göstergebilim ile ilgilenen sosyal bilimciler Pierce, Saussure, C.L Strauss, Roland Barthes ve John Fiske’dir. Pierce gösterge kavramını ortaya koyarken, Saussure dilbilim çalışmalarıyla alana katkıda bulunmuştur. C.L. Strauss antropolojik bir yaklaşımda bulunurken, popüler kültür çözümlemeleriyle Roland Barthes ve John Fiske göstergebilime katkıda bulunmuştur. Paris-Match dergisinin ön kapağında yer alan siyahi askerin Fransız bayrağını selamlamasını Barthes’ın yaptığı önemli gösterge bilimsel okumalardan biridir.


Kültürel Çalışmalar

Toplumsal ve kültürel yapıdaki eşitsizliği ortaya çıkarmaya çalışan kültürel çalışmalar İngiltere’nin Birmingham Üniversitesi Çağdaş Kültürel Çalışmalar Merkezi’nin öncülüğünde başlamıştır. Kısa sürede Avrupa dışına da yayılan kültürel çalışmalar medya, kültür ve toplum analizleri yapmayı sağlamıştır.

Metinlerarasılık kavramıyla Bakhtin, yapılsalcılık sonrası tartışmalarıyla Barthes, hegemonya tartışmalarıyla Gramsci,  ideoloji teorisiyle Althusser ve psikanaliz tartışmalarıyla Lacan ve Freud okumaları külterel çalışmaların ele aldığı temel konulardan bazılarıdır. Popüler kültür, etnik kimlik ve göç kültürel çalışmaların incelediği konular arasındadır.

Kültürel çalışmalar kültürü bir mücadele alanı olarak görür. Bu sadece kültürel bir çatışmayla ifade edilebilecek bir olgu değildir aynı zamanda politik bir mücadeledir. Popüler kültür aracılığıyla yapılan her üretim estetik kaygılar taşımasa da, egemen güce karşı yapılan bir tavır almadır.


Feminist Medya Çalışmaları

Kadınların tarihsel süreçteki görünmezliklerine dikkat çekmek için ortaya çıkan feminist medya çalışmaları toplumsal yaşamda iktidar sorununu ele almıştır. Kadın ve erkekler arasındaki işbölümü ve toplumsal cinsiyet konuları feminist medya çalışmalarıyla tartışılır hale gelmiştir. Feminist hareket içerisindeki kadınların üniversitelerde yer almalarıyla birlikte feminist çalışmalar bir disiplin olarak da üniversitelerde çalışılmaya başlanmıştır. Feminist medya çalışmaları medyanın kadınları ve deneyimlerini yok saydığını öne sürmüş ve kadınları güçlü bir konuma taşımaya çalışmıştır. Kadınların medyada nasıl sunulduğunu inceleyen feminist medya çalışmaları, kadınların ikincil bir önemle haberleştirildiğine dikkat çeker.


Medyada Kadın Çalışanlar ve Cam Tavan

Medya sektöründe çalışan kadınlara bakıldığında ise çoğunun 25 yaşının altında, üniversite mezunu, kentli, bekâr, erkeklere göre daha düşük maaşlara çalışan kadınlar olduğu göze çarpmaktadır. Kadın gazetecilerin ele aldığı konular ise genellikle eğitim, sağlık ve kültür ile sınırlanmaktadır. Kadın gazeteciler haber merkezlerinde çalışmak yerine genellikle sohbet programları sunmaktadır. Kadınlar sinema sektöründe de çoğunlukla oyuncu rolündedir, yönetmen ve senarist kadın sayısı oldukça azdır. Medya sektöründe çalışan kadın sayısında bir artış olsa da üst düzey yönetici konumundaki kadınlara nadiren rastlanmaktadır. Kadınlara üst düzey yönetici koltuklarının verilmemesi “cam tavan” kavramıyla açıklanmaktadır.


Medyanın Eril Öyküleri

Medyada ekonomi, politika gibi haberler erkeklerin bakış açısından yansıtılırken, moda ve sanat dünyası gibi konular kadınların bakış açısıyla sunulur. Medyada kadınlar çoğunlukla magazinsel konularla ele alınmakta veya ev içerisinde gösterilmektedir. Medyada kadınlar anne ve eş olarak, cinsel nesne olarak ve şiddete maruz kadınlar olarak temsil edilmektedir. Bunun yanı sıra, medya kadınlara çeşitli öğütler vermektedir. Bu mesajların bazıları fit bir vücuda sahip olmak, başarılı olmak için çok çalışmak ve erkeklerin desteğini almaktır. Kadınlar dünya nüfusunun %52’sini oluşturmaktadır buna rağmen medyada temsil oranları %21’dir. Yapılan araştırmalar kadınların televizyonda %22, gazetede %21, radyoda ise %17 oranında temsil edildiğini göstermiştir. Sonuç olarak, kadınlar medyada çok az bir oranda temsil edilmektedir.

Page Reader Press Enter to Read Page Content Out Loud Press Enter to Pause or Restart Reading Page Content Out Loud Press Enter to Stop Reading Page Content Out Loud Screen Reader Support
%d bloggers like this: